Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Lys Sonuçları Açıklandı, Tercih Yaparken Nelere Dikkat Edilmeli?

Selam, bugün klavyeyi, liseyi bitirip yüksek öğretime adım atma derdinde olan gençler için aldım elime.

Bundan bir iki sene önce "İlahiyat Okumak İsteyenlere Tavsiyeler" başlığıyla bir yazı kaleme almıştım. Bloğumda en çok okunan ve takip edilen yazı bu yazı oldu. Doğrusu bu kadar ilgi çekeceğini düşünmemiştim. Hem amacım bu konuda bilgilendirme yapmaktan ziyade eğlendirmekti. Ama yazdıklarım fazlası ile ciddiye alındı ve benden İlahiyat Fakültesi ile ilgili ayrıntılı bilgi istendi. Madem öyle Yüksek Öğretim hakkındaki düşüncelerimi ve tecrübelerimi paylaşabileceğim ikinci bir yazı yazayım dedim. Hazır Lys sonuçları da taze açıklanmış ve herkes kara kara ne yapacağını düşünmeye başlamışken böyle bir yazı iyi gelir zannımca.

Öncelikle Yüksek Öğretim yapmak isteyen arkadaşlarım için bir kaç nacizane tavsiye vermek isterim. 

1. Ne okuyacağınıza puanınız, sıralamanız, anne babanız, akrabalarınız ya da hocanız değil, siz karar verin.

Ben öyle yaptım ve hiç pişman değilim. Türkiye'…
En son yayınlar

En Şanssız Organım

Başlık çok acayip değil mi?
Siz hiç en şanssız organınızın hangisi olduğunu düşündünüz mü? Ben düşündüm. Manyak olduğum için değil şartlar bunu gerektirdiği için düşündüm. :)
Efendim, malumunuz insanoğlu "kaza ve kader" dairesi içerisinde bir hayat sürdürmekte. Kaderin vuku bulmuş hali olan kaza, Türkçede istemeden fark etmeden yapılan ve sonucu yaralanmalara sebebiyet veren hatalar için kullanılır ola gelip zamanla anlam daralmasına uğramıştır. İşte ben de hayatım boyunca bu "anlamı daralmış kazalarımı" bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçireyim istedim. Bir de ne göreyim. Yaşadığım kazalar sonucu en çok hasara uğramış organım "sağ elim" ha bir de "kalbim"..  Sanki Yaradan sağ elimin üzerine öz geçmişimi nakşetmiş. Baktıkça maziyi hatırlayayım istemiş. 
Sağ elimde çocukluğumdan kalma bir adet soba yanığı izi, jilet kesiği, bir bisiklet kazası damgası, bir eğitim zayiatı nasırı, bir de toplu açılışlarda kullanılan ve tüm parmaklarımı toptan …

Son Noktadayım

Yoruldum.

"Kim yorulmadı ki?" diyeceksiniz. Sanki ben daha çok yoruldum gibi.

Hani Musa'nın Kızıldeniz'in başına geldiği andaki, İbrahim'in ateşe atılırken, hani Yunus'un balığın karnında, İsa'nın havarileri ile mağaradaki son buluşmasında.. İşte sanki öyle bir zamandayım. Ya Hızır'ı bekliyorum ya da Hızır geldi de ben bilmiyorum. 

Tam uçurumdan düşerken incecik bir dala tutunma fırsatı bulmuş bekliyorum. Artık çok yoruldum hissediyorum.

Birazdan dal kırılacak ya da ben dayanamayıp bırakacağım kendimi boşluğa.. Kurtulacağım Araf girdabından. Kuşlar gibi özgür.. Kanatsız kuşlar ne kadar hür olabilirse o kadar hür olacağım.

Sonra kaybolacağım. Gayb olacağım..

الاتراك يتكلمون العربية بدون ما يعلموا (ARAPÇA ÖĞRENMEK İSTEYENLER İÇİN)

Yukarıdaki başlığı bir YouTube kanalındaki videonun altına yapılan yorumdan arakladım. Ya da kibarca kopyaladım, yapıştırdım. Video, Türkçedeki Arapça kelimelerin çokluğundan bahseden bir video idi. Söz konusu videoya yapılan yorumlardan en bir tutanı ise yukarıdaki yorumdu. Yorum mealen şöyle: "Türkler, bilmeden Arapça konuşuyor" ya da "Türkler Arapça konuşuyor ama farkında değil" 
Esasen çok yanlış bir yorum değil. Türkler hakikaten Arapça konuşuyor ama farkında değil. Türk Dil Kurumu'nun yüz yıla yakın bir zamandır verdiği "çaba ve gayretlere" rağmen hala Türkçe'de çok fazla Arapça kelime mevcut. 
Türkiye coğrafi konumu itibari ile bir çok milletle etkileşim halinde olmuştur, olmaktadır ve olacaktır fakat neden diğer milletlerin dillerinden değil de en çok Arapların dilinden bu denli etkilenmişlerdir. Bunun cevabı sizinde bildiğiniz gibi "din" faktörüdür. Arapça Türkler için sadece bir dil değildir. Arapça dilden öte "din"dir b…

O Ses Kur'an

Selam.
Herkese hayırlı ramazanlar..
Benim adıma Ramazan, serin, huzurlu, sakin ve uzun geçiyor. Siz de durumlar nasıl?

Uzun yaz günlerinde iftarı beklerken ne yapsam da zamanımı hayırlı geçirsem diye düşünmeyeniniz yoktur herhalde. Kulağa, dile, göze, söze helalden gayrısını almamak adına çabalarımız olsa gerek. İşte tam da bu minvalde eminim, Kur'an okuyor, namaz kılıyor, tesbihat ile meşgul oluyorsunuz. Kalan zamanlarda da ekseriyetle uyuyorsunuz. Yapacak hiç bir şey kalmadığında ise televizyon kumandasını ya da bilgisayarın faresini elinize alıyorsunuz. Sırada izleme eylemi var ama ne izlesem diye düşünüyorsunuz. Trt'de sizi "Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması" karşılıyor. Birbirinden güzel insanlar birbirinden tatlı sesleri ile birbirinden muhteşem ayetleri okuyor içinizi ferahlatıyorlar. Erzurumlu Bekçi Bekir amca yaptığı espriler, hal ve hareketler ile ortama neşe katıyor, ciddiyeti hafif hafif yumuşatıyor. Jüri üyeleri kıt notları, ayrıntılı yorumları…

Sevme Ahlakı

İslamiyeti kabul eden insan evladı için hayat sadece yaşanmak için yaşanmaz. Hayatın her safhasında neden sonuç ilişkisi vuku bulur. Hiç bir şey "öylesine" değildir. Her şeyin bir sebebi vardır. Ayrıca bir de kuralı. İslam bir hukuk dini olduğu kadar bir de ahlak dinidir. Kurallar yalnızca ceza ve mükafat ilişkisi üzerine kurulmaz. Zamanla işin içine "karşılıksızlık" ilkesi dahil olur. Yaptıklarının bedeli umurunda olmaz. Yalnızca "iyi" olmak için yaşarsın. İşte tam da bu evrede hukuk, ahlaka evrilir. İslam hukukundan İslam ahlakına göre yaşama evresine geçen kulun makamı yükselir. 

İslam dini hayatın her evresinde bir takım ahlak kuralları öngörür. Ticaret ahlakı, ibadet ahlakı, risalet ahlakı, siyaset ahlakı... Aklına gelip gelebilecek her şeyin bir ahlakı vardır ve olmalıdır. Ben bugün burada sadece sevme ahlakından bahsedeceğim. 

Evet yanlış duymadın. Sevmenin de bir ahlakı vardır. Peki doğru ve ahlaklı sevgi nasıl olmalıdır?

1. Ahlak kurallarının en tem…

İzafiyet Teorisi ve Zamanda Yolculuk Hikayesi

Zamanda yolculuk fikri asırlar boyu insanları heyecanlandırmış, heyecanlandırıyor ve daha da heyecanlandıracak gibi duruyor.

Bu mevzuyu düşününce akla sırasıyla şu sorular geliyor:

1. Böyle bir şey mümkün müdür?
2. Mümkün olsa geleceğe mi yoksa geçmişe mi gidilebilecektir?
3. Her ikisine gitme şansı olsa hangisi tercih edilir?
4. Geçmişe gidilse kader değiştirilebilir mi, tarih yeniden yazılabilir mi?
5. Geleceğe gidilebilse olacaklar için önceden önlem alınabilir mi?

Ve daha bir sürü şey. Beyin yakan bu soruların cevabı elzem elbette ama asıl soru yolculuğun nasıl mümkün olacağı. Durum hakkında biraz kafa yorunca şöyle bir kanaat hasıl oldu bende. Sen buna varsayım de, teori de saçmalık de, ne dersen de :)

Bence Einstein abimiz, İzafiyet teorisi ile tarihe imzasını büyük harflerle atıp gitmiş bir şahsiyet. Ben de onun teorisinden yola çıkarak bir kanıya varıyorum. Zaman dediğimiz şey aslında sadece bir "an". Dün, bugün ve yarın tamamen yalan. Geçmiş, şimdi ve gelecek bu anın içinde…