Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Takvimlerden Haberim Yok Geçiyor Yıllar

2014 bitiyormuş 2015 geliyormuş. Hoş gelsin sefa getirsin. 
Sayılarla oldum olası aram hiç iyi olmamıştır. Matematiği sevmem.Yaşımı göstermem. Paraya önem vermem. Yemek yaparken bile aldığı kadar un kullanır göz kararı tuz katarım. Saat kullanmam ezan sesine göre günümü ayarlarım. Biz ki "akşam ezanından önce evde ol" gençliğiyiz bize saat ne hacet.

2014 bitiyormuş 2015 geliyormuş. Hoş gelsin sefa getirsin.
Güneş de Allah'ın Ay'da... Göktekiler, yerdekiler ve ikisi arasındakiler, hepsi... Miladi takvim de onun Hicri de... Hz. İsa da onun peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) de... Biten de O'nun kalan da.. Giden de O'nun gelen de.. Sabaha, kuşluk vaktine, geceye ve asra yemin eden de O. İnsanlar hüsrandadır diyen de...

2014 bitiyormuş 2015 geliyormuş. Hoş gelsin sefa getirsin.
Biliyorum, miladi takvime gıcık olan üst kat komşunuz yine 31 Aralık'ı Mekke'nin Fethi diye kutlayacak. Alt kat komşunuz ise hindi kesmeyecek ama adet yerini bulsun diye fırında ta…

Enes Kaya ve Amerika'nın Oyunu

Ya bu kızın da işi gücü yok her fırsatta Enes Kaya'dan bahsediyor demeyeceğinizi umarak bugün de Enes Kaya'dan bahsedeceğim. Aslında Enes Kaya'nın nezdinde Kore televizyonlarından ve Amerikanın oyunlarından söz edeceğim. Söyleyeceklerim size komplo teorisi gelebilir. Sıkıntı yok.Komplo olmasa da teori olduğu doğrudur. Henüz kanıtlanmamış hipotezlerim var benim.  Hadi şimdi konuya gelelim. Belli başlı Türk televizyonlarının örtük programlarında toplumu değiştirmek dönüştürmek olduğu aşikar. Bu değişim ve dönüşümü özellikle diziler aracılığı ile yaptıkları da biliniyor. Toplumu yozlaştırma ve kültür asimilasyonuna uğratma konusunda sistemli, istikrarlı ve kapsamlı bir planın tuğlaları tek tek itinayla diziliyor. Yahudi ve Hristiyanlar bu projelerin mimarlığını yapıyorlar. Peki sadece Türkiye için mi geçerli bu durum ? Hayır. Dünya'nın pek çok yerinde toplumlar aynı oyunun oyuncakları konumundalar.  Youtube'da genellikle farklı ülkelerle ilgili videolar izlerim. Anlamak …

Türk Pozu

Orda bir poz var uzakta, çekmesek de bilmesek de o poz bizim pozumuzdur. Abnormal Summit programının Türk temsilcisi Enes Kaya bir poz icat etti ki poz Kore'de "Türk Pozu" diye anılır oldu.

Enes Kaya pozun Türkiye'nin "T"sini simgelediğini söyleyip bence mevzuya bir level daha atlatmayı başardı. Bundan böyle Selfie out Türk Pozu in'dir zafer bu milletindir! Artık iyiden iyiye pozumuza sahip çıkabiliriz. Bu poza bir de tarihi zemin hazırlayıp şöyle bir şey sallasak tadından yenmez: "Bu poz bize dedelerimizden kaldı. Osman Turki'de de vardı."  Hem atalarımız ne demiş: "Turk Pozu Selfie'den evladır."

Esasında poz kendi çapında patladı gitti. Enes Kaya Fanları olayı fiiliyata döktü bile. Bknz:


Velhasılı kelam bu pozun her türlü gideri var. En olmadı Enes Kaya maksimum reklamında oynar.




Âşikârdır Zat-ı Hak (Al-Ahad / One) Mustafa Ceceli

Aşikârdır Zât-ı Hak  Mustafa Ceceli'nin "Es" albümünün ilahi formatındaki parçası.  Ceceli, sözleri ile İslam felsefesinin "Vahdet-i Vucûd" öğretisini anlatan bu ilahinin Arapça ve İngilizce versiyonlarını da bizlerle buluşturmuş. Bence bu üç versiyondan en güzeli Arapça uyarlaması olmuş. Arapçası içinde barındırdığı manaları ruhen de hissetmeye vesile oluyor sanki. Kulağa daha bir hoş geliyor, gönle dokunuyor. İnsan,"mahreçlerine sağlık, o harfleri ne güzel çıkarmış öyle" demeden edemiyor. Şimdi pek kıymetli Kur'an hocam dinlemiş olsa "maşallah ne tatlı okuyor" derdi.
Gel gelelim sözlerindeki derin manalara:  Cemalullah'ı görmek için ölmeye gerek yok, Rûyetullah, hak mı değil mi diye düşünmeye gerek yok, Sadece görmeyi dene. Bakalım O'ndan başka bir şey görebilecek misin? der gibi.
Mustafa Ceceli bu ilahi için bir de klip çekmiş. Klip de en az ilahi kadar felsefesi güçlü bir yapıda kurgulanmış. Hat sanatı ile Allah lafzının yazılı oldu…

Abnormal Summit 17 - Anormal Zirve 17- 비정상회담 17 (Sibel Can mı İtalyan mı?)

Sibel Can mı İtalyan mı? Enes Kaya Abnormal Summit programının 17. bölümünde, her temsilcinin kendi ülkesinin ünlü oyuncularını tanıttığı dakikalarda tercihini Sibel Can'dan yana kullandı. Bunu neden yaptığını çok merak etmekle beraber zevkler ve renkleri tartışmama kararı aldım.  Gerçi "dil sussa hakim bey tende can durmuyor ya neyse." En iyisi mi ben görüntüleri sizle paylaşayım siz karar verin. Sibel Can mı İtalyan mı?






Coğrafi Konum ve İnsan Tipolojisi

Konumuz Türkiye'nin konumu... Sıkıcı bir konu gibi dursa da öyle değil sabırla okumaya devam ederseniz bunu fark edebilirsiniz. Coğrafya derslerinde duymuşuzdur, "Türkiye Asya ile Avrupa arasında bir köprü görevi görür" Asya'nın en batısında, Avrupa'nın en doğusunda, Arap ülkelerine komşu, Balkanlarla kanka, Farslılarla sırt sırta vermiş bir ülke burası. Yani jeopolitiği en bii önemli ülke. Ha bu jeopolitiklik var ya Türkiye'yi sadece siyasi ve ekonomik alanda önemli kılmıyor. Bunun bir de psikolojik, sosyolojik hatta antropolojik etkileri var. Bu etkiler farklı insan tiplerinin ve karakterlerinin, çeşitli yemek modellerinin, giyim tarzlarının, müzik türlerinin ve yaşam tarzlarının oluşmasını sağlıyor. Hadi konuyu misallerle anlaşılır kılalım:

Türkiye'de, anayurdu Asya'dan kalma genetik yapı sayesinde çekik gözlü "Serdar Ortaç" tipli erkek bulmak mümkün. Türkiye'de Araplarla etkileşimimizin bir ürünü olarak kara kaş kara göz esmer "Kenan …

İnananlar Kardeştir

"İster siyah derili, ister sarı… İnananlar kardeştir!"
Sadece Cemil Meriç'in şu sözünü yazıp bitirme ödevimi teslim etsem ya. Başka söz söylemeye ne hacet. Ben de sayfalarca bunu anlatacağım. Ne gerek var kelime israfına, kağıt israfına...
 "inananlar bir tarağın dişleri, bir bedenin uzuvları, bir binanın tuğlaları gibidir"
Buyurmuş Peygamberim. Bunun üstüne artık ben ne söylerim? Kafamda deli sorular... Ama mevzu başka, mevzu derin. Kendim sorup kendim cevap verenim.  Diyorum ki kendi kendime, Doğru haklısın da bir kere, Dön bak bir etrafına  Hani nerede kardeşler? Evet biz de kardeşiz  Üstelik hem ne kardeşiz!! Bizim kardeşliğimiz Habil'le Kabil'in kardeşliği. Kardeş kardeşi boğazlar döner yine kucaklar Biz kucaklaşmaya hasretiz.
Öyle bir ödev aldım ki yazdıkça arabeske bağlıyorum.  Baktıkça manzaraya ağlıyorum.

Merhaba Dünya

Hi, Hallo, Salam, 你好, Bonjour, अभिनंदन, Hola, 안녕, привет, مرحبا
Merhaba Dünya
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا
"Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi soylara ve kabilelere ayırdık."
Devir Tanışma Devri! Biz artık ayrı dünyaların insanları değiliz. Aynı dünyada buluşmak için elimize bir telefon almamız önümüze bir tablet koymamız yeterli. Doğu yüzünü Amerika'ya çevirmiş biz yüzümüzü Doğuya çevirdik Araplar yüzünü bize çevirdi. Artık kendimizi izlemiyoruz. Artık herkes bir diğerini izliyor ona hayran oluyor. Bizim genç kızlar "Kim..'lere" hayran iken onlarınkiler "Sülüman, Sülüman" diye sayıklıyor. Benim blogum bile en çok Güney Kore'de takip ediliyormuş istatistikler öyle diyor. Madem öyle ben de her dilde "merhaba" diyorum. Her nerede izleniyor ya da izletiliyorsam MERHABA (Reha Muhtar'a saygılarla)

"Aile" Bir Mucizenin Adıdır

Okulda şahsına münhasır bir hocamız vardı. Dönem sonuna kadar şu cümle dilinden hiç düşmedi:
"Aile, Bir Mucizenin Adıdır." Evet, Aile bir mucizenin adı. Bugünlerde bir aileye sahip olmak da başka bir mucizenin adı.  Dün gece şu müptelası olduğum programın (Abnormal Summit) 9. bölümünü izledim de milletim, dinim, ailem için Allah'a tekrar hamdettim.  Diğer ülkelerin temsilcileri aileden yoksunluklarını anlattı. Babaları ile hiç görüşmediklerini söyleyenler oldu. Yaşlı anne babalarının huzur evinde kalmasının daha uygun olduğunu iddia ediyorlardı!!! Enes Kaya ise doğal olarak bunun aksini savundu. Bu sabah sırf ben istedim diye gözleme yapan bir anneyle güne başladım Kahvaltımı yatağıma getirecek kadar güzel bir babamın olduğunu fark ettim. Yaşadığım şehirde hiç huzur evi olmamasının ne kadar huzur verici bir şey olduğunu anladım. Hala ne olursa olsun ailesinden vazgeçmeyen ve hala ne olursa olsun evlatları için kendilerinden vazgeçen bir toplum olduğumuz için gurur duydum. Bir pap…

Yeniden Başlamak

Uzun bir tatilden sonra yeniden yorucu bir maratona başlamanın ilk günü bugün. Bu yazıyı bitirdikten sonra çok ama çok yoğun bir programın içine girmek zorundayım. Temmuz ayına kadar gece gündüz az demeden uz demeden dere tepe düz demeden gideceğim bir yol var. Bu yüzden korkuyorum ve endişeliyim. Midem ağrıyor içime öküz oturmuş gibi :) Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır ama Palandöken'e kıyamıyorum. En iyisi, müsait bir yerde çekmek için of'umu da heybeme alıp yola koyulmak.  An itibariyle ellerine kelepçe vurulmuş başı yerde, içinden "düştüm mahpus damlarına öğüt veren çok olur" şarkısını söyleyerek yürüyen biri gibiyim. Birinin bana " Yapabilirsin-Sen muhteşemsin-Sana inanıyorum" cümlelerini kurması lazım. Ne içten ne de dıştan güdülenebiliyorum. Allah'ım...
Şimdi derin bir nefes alıp ver! Sonra "Ya Allah Bismillah"  قُمْ بِاِذْنِ اللهِ

Abnormal Summit - Anormal Zirve - 비정상회담 (Enes Kaya)

Çevrem tarafından, Kore dizisi izlemem konusunda yapılan yoğun psikolojik baskılara yıllarca direndim. Ve sonunda tahmin edebileceğiniz gibi beyaz bayrak kaldırmak zorunda kaldım. Yine de KoreFan'ı olmadım olamadım. İzlediğim dizilere hep " eh işte..." diyerek baktım. Nihayet dizilerden yakamı kurtardım derken daha önce de bahsettiğim talk show programına denk geldim. Ama arkadaş, program acayip sardı. Çevirilerini beklemek çok can sıkıcı bir hal aldı. Ben de Kore-Türk çeviri ekiplerine meydan okuma kararı aldım. Korkmayın, kafasından aşağı bir kova soğuk su dökmeyen nadir kişilerden olmayı hedeflediğim için protestomda farklı bir formül uygulayacağım.
Çevirisi geciken programımdan bir bölümün çevirisini kendi hayal gücümle yapıp sizin hizmetinize sunuyorum. Beğenirseniz devamı gelebilir:

Demiştim. Beğendiniz mi bilmiyorum ama devamı geldi :)












Hekim - The Physician - Medico

İbn Sina üzerinden kurgulanan bir film.
Baş roldeki arkadaş bir İngiliz. İbn Sina'nın öğrencisi olmak için az gidip uz giden çöller vadiler aşan bir yiğit o !!!
O dönemlerde ilmi faaliyetler için yapılan uzun yolculukların Müslümanlara özgü olduğunu zannediyordum. Ama "kahramanımız" da en az bir Müslüman kadar ilim aşkı ile yanıp tutuşuyor. Sonunda İbni Sina'sına da kavuşuyor. Belki inanmazsınız ne yapıp edip İbni Sina'nın yeteneklerini de aşıyor. Hatta ve hatta İbni Sina, ondan bir şeyler öğrenmeye başlıyor. Sonunda kendisi intihar ederken kitabını ona emanet ederek yanlış yerleri düzeltmesini istiyor !!!
Yok artık ya !!! (Bu ego denilen şey batılıların genlerinde var)

Film de Yahudi, Hristiyan, Zerdüşt, Şii ve Sünni Müslümanları temsil eden insancıklar vardı. Sünnileri temsilen Selçuklular Şiileri temsilen İran Şahı ve İranlılar vardı. Aslında İran Şahı'nın sadece adı Müslümandı. Her türlü ahlaksızlığa müsaade eden bir adamdı. İşte bu yüzden ilmi faaliyetlere…

Erzurum İçinde Paris ( Paris İn Erzurum )

"Önemli olan nerede olduğun değil, olduğun yeri nasıl gördüğündür."
Yıllar sonra atasözü olmasını umduğum bu cümleyi neden kurduğumu merak etmiş olabilirsin.
Seni çok fazla merakta bırakmadan mevzuya gireyim. Bugün bir derste pek kıymetli bir hocamız Paris hatıralarını anlatmış. "Paris deyip de gözünüzde büyütmeyin aynı Erzurum işte" demiş.
"Hadi canım o kadar da değil" diyecektim ki biraz düşününce vazgeçtim. Hakikaten de o kadar.
Açtım Google Görsellerden Paris fotoğraflarına şöyle bir göz attım meğer Erzurum'a ne çok benziyormuş. Boşuna memleketime "Doğunun Paris'i" demiyorlarmış.
İkbal Gürpınar bir kitabında " güzellik bakan gözdeymiş, niyetmiş her şeyi güzelleştiren" diyordu. Ben de "Bakkızım, nasıl bakarsan öyle görürsün" dedim ve başka bir gözle Erzurum'a baktım, Paris'i gördüm. Dur, sana da göstereyim haksız mıyım haklı mı sen karar ver :













Bir de sen kendi memleketine başka gözle bak bakalım ne göreceksin, ne…

초능력자 - Haunters - Medyum

O bir Güney Kore Filmi..
Aksiyon-Gerilim arası bir şey yapmaya çalışmışlar ama olmamış, yine de komedi niyetine gideri yok değil hani. Nedendir bilinmez korkunç bir tip hayal edince Korelilerin aklına renkli gözler geliyor. Burada da farklı frekansa geçiş yapan kötü adamımızın gözleri ister istemez renkleniyor. Güya insanları gözleri ile etkileyebiliyor ama ne hikmetse bunu insanlara bakmadan  da yapabiliyor. Yapsın helal olsun sonuçta bir Kore filminde böyle fantezilere her zaman yer vardır ama ya bizim Müslüman Türk'ü temsil eden Enes Hyung'a ne demeli. Koreli emniyet mensuplarının bile inanmadığı bu enteresan olaya ilk inanan Enes (Ali) oluyor. 
Bizim Ali, başroldeki Polat Alemdar'ın çakmasına :"Abi, etme eyleme böyle şeylere inanma" demiyor diyemiyor. En azından "bu, olsa olsa cinlenmiş biridir. Bir hocaya gidelim bir muska yaptıralım" filan demesi gerekmez miydi? Bence daha inandırıcı olurdu.

Aslında bu filmde Ali'nin neden olduğunu da anlamış değ…

Ah Şu Karadeniz Müziği

Nasıl bir şeydir o öyle..Ya dibine kadar coşturur ya alır seni yerin dibine vurur.  Karadeniz gibidir. Bazen uçsuz bucaksız sessiz sedasız uzanan ormanları hatırlatır bazen dedi dolu dalgaları... Canın mı sıkılıyor? Aç bir Kolbastı, Yıldız Tilbe'yi taklit et, mutlu ol. Uykun mu geldi? Ninni niyetine Selçuk Balcı dinle, huzur bul.
Şunu dinle mesela 

Veya Şunu




Yok ya, bize dıptıs dıptıs lazım Karadeniz açmaz diyorsanız. Ben o "Hadise"ye karışmam. O olayla Aşkı'nın nerede olduğunu merak edenler ilgileniyor. Lütfen hattan ayrılmayın, sizi onlara yönlendiriyorum...

Abnormal Summit - Anormal Zirve - 비정상회담

Kore de Jtbc kanalında yayınlanan bir programın adı.
Programda 11 ayrı ülke temsilcisi, bir masa başında dünya gençlerinin sıkıntılarını tartışıyor. Bir nevi Nato Zirvesi, Davos Zirvesi gibi bir şey. Fakat bu zirvede ciddi meseleler resmi bir dille ele alınmıyor. Esasında program bir eğlence programı üyeler de programın hakkını vermeye çalışıyor.


Yaptığı olağan dışı çıkışları, cesur tavırları ve farklı bakış açısı ile  "one minute" diyerek Davos zirvesine damgasını vuran ilk kişi bir Karadeniz delikanlısı idi. Davos Zirvesinde olduğu gibi bu zirvenin zirvesine de ismini yazdıran bir Türk. Bu programda da Enes Kaya adında bir Karadeniz delikanlısı var. Onun da RTE'den eksiği yok. Onun kadar cesur, kendine güvenli, doğruları söylemekten çekinmeyen biri. Her bölümde "torunuz topunuz bir, ben tek ulen" der gibi.

Bu Program beni acayip sardı. Konsepti çok beğendim. Daha 12-13 yaşlarında Siyaset Meydanı izlemekten hoşlanan, dünyanın derdi ile dertlenen ve farklılıkları …

Yedi Güzel Adam

Yıllarca solcuların gözünden izledik olan biteni.
Yenilmez kahramanlar hep solcuydu filmlerde... İçerler ama kadın dövmezlerdi. Bahse girer, zar atar, kumar oynarlardı ama kaybetmezlerdi. Dünyanın en dürüst adamlarıydı onlar... Hem, en çok onlar ezilmişlerdi. Fabrika işçisi olmaları muhtemeldi. Fakir ama gururlu adamlardı. Mutlaka evladiyelik yeşil parkaları vardı.
Sağcı denince ise akla fakir giyimli kavruk mahalle delikanlısı gelirdi. Çok agresif, asan kesen biriydi. O "Örümcek kafalı, yobaz", köyden gelmişti, İstanbul beyefendisi değildi. Beyni yıkanmıştı, yanlış yoldaydı ama bunu anlayacak şuur onda ne gezer... Bu tarz film ve dizilerde sağcılar mutlak kötüydü. İyi olma ihtimalleri yoktu olamazdı.
Var olan yanlış anlayışı yıkmak için nihayet bir adım atıldı. "Yedi Güzel Adam" diye bir dizi yapıldı. Fakat nedendir bilinmez bu dizi solcuların dizileri kadar acımazsız olamıyor, olmuyor.. Sağcılar başrol olsa da, sağcıların derdi anlatılmaya çalışılsa da solculara da toz kon…

Her şey mümkün, eğer inanırsan..

En son, Resim-İş dersinde resim yapan bir toplumuzdur biz. Üstelik yaptığımız resimler %99 aynıdır. Hepsinde bir ev vardır. Arkada hafif karlı bir dağ, uçan kuşlar, yemyeşil ağaçlar ve mavi bulutlar... Nedendir bilinmez bulutları mavi yaparız. Halbuki beyaz olmalıdırlar!!! Bu gerçeği fark ettiğimde 8 ya da 9 yaşındaydım. Kendisine acayip gıcık olduğum sınıfın en çalışkan çocuğu dalga geçerek hakikati beynime kazımıştı. "Neden olmasın" diyemedim.. Neden mavi bulut olmasın? Neden pembe ağaç olmasın ki... Olmalıydı. Bir yerlerde mutlaka böyle şeyler olmalıydı.
Bugün olmayacağına inandığımız, kabullerimizi yıkacak şeyler bir gün bir yerde mutlaka karşımıza çıkacak... Yaklaşık bir saat önce aşağıdaki meyve fotoğraflarının karşıma çıktığı gibi. Umudumu tazelediler.















Koreliler Müslüman Olmak İsterse Ne olur?

Koreseverler iyi bilir ki Korelilerin çok büyük bir kısmı Ateisttir. Bunun yanında Hristiyan, Budist çok az da Müslüman olan vardır. Peki sizce Kore kültürü en çok hangi dini kabullenmeye yatkın. Yani bir din seçecek olsalardı onlara en uygun din hangisi olurdu?

Bir Müslüman Teolog adayı olmam sebebiyle bütün insanların fıtratı gereği Müslüman olmaya daha yatkın olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yazımda çok objektif olabileceğimi zannetmiyorum. Ama elimden geleni yapacağım.
Kore kültürüne baktığımızda "aile"ye verilen değeri görmek mümkün. Aile bağları çok kuvvetli.
Geleneklerinde büyüklere saygı ön planda. Dürüstlüğe, çalışmaya (yani helal para kazanmaya) önem veriyorlar. Evlerine asla ayakkabı ile girmiyorlar. Sabahları erken kalkmayı tercih ediyorlar. Daha güneş doğmadan uyandıklarını görmek mümkün. (sabah namazı vaktine denk geliyor )
Evlenirken ailelerinden izin alıyorlar. Evlilik dışı ilişkiyi hoş karşılamıyorlar.
Bunun yanında alkol tüketimi çok fazla. Domuz eti ve bilumum …

Asr Suresi

ASR'A YEMİN OLSUN İNSANLAR HÜSRANDADIR.
Asr, bir şeyi sıkıp suyunu çıkarmak. Araplar bu kelimeyi İkindi vakti için kullanırlar. Yani bir koca günün sıkılıp son bulduğu dakikalar için. Asr denilince Bizim aklımıza daha çok 100 yıllık zaman dilimi geliyor. Her durumda da hızlıca akıp giden ve bir gün mutlaka biten şeyler için kullanıldığı aşikar. Ey İnsan Dikkat!! Ömrün bitiyor  Bir gün senin de suyun sıkılacak yüzün, ellerin buruş buruş olacak.  O gün ne çok keşke biriktirdiğine bakacak üzüleceksin. Yalnız,  Şu 4 grup içinde olursan eğer "Üzülme!!" Diye bir ses duyacaksın. "Üzülme, Allah Bizimle beraberdir."
Bu Dört Grup :
1. İman eden 2. Salih Amel işleyen 3. Hakkı Tavsiye eden 4. Sabrı Tavsiye eden
İman edip Salih Amel işlemek işin bireysel boyutu. Bu aşamada kendini kurtaracaksın. Hakkı ve Sabrı tavsiye etme aşamasında ise "Biz"i. Yani sevdiklerini, dostlarını, aileni.. Çünkü bu sınavda bireysel başarı yeterli değil. Ekip ruhu şart.  Bu sınavda "hepimiz birimiz birim…

Adayış Risalesi

Kendini çocuklarına çocuklarını da dünyaya adayan annelere uyarı niteliğinde bir kitap..  Bir hitap.. Hamne'nin adağı.. İsa'nın annesi.. Meryem'in hikayesi..
Bir anne düşünün; en değerlisini, tek değerlisini, biricik evladını daha dünyaya gelmeden daha kucağına almadan daha kokusunu duymadan Allah için adasın. 
Bir anne düşünün ki adağından vazgeçebilecek bahaneyi bulsa dahi bir an için tereddüt etmesin, kararından dönmesin.
Bir anne düşünün ki sizin anneniz gibi hiç değil.
Sizin anneniz gibi sizi güzel okullarda okutmayı doktor yapmayı avukat olduğunuzu görmeyi ayaklarınızın üstünde durduğunuza şahit olmayı istemiyor. Bir anne ki ne sizin iyiliğinizi ne kendi iyiliğini düşünüyor. 
Yalnız Allah'ın Rızasını dert edinmiş bir anne.
Hamne.

Öyle bir annenin nasıl bir evladı olabilir ki?

Bir evlat düşünün dünyanın en değerli hitabında, adı ile anılan tek kadın olsun.
Bir evlat düşünün Rabbi tarafından bir mucize ile müjdelenmiş olsun.
Bir evlat düşünün ki bir Peygamber annesi olsun.
Meryem…

Geçmişten Bugüne Altın Günleri

Her şey eskise Altın Günleri eskimiyor..
Çeyrek asrı deviren ömr-i hayatımda (büyük çoğunluğu ev kızı modunda geçtiğinden olsa gerek) çok altın günü gördüm geçirdim. 
Işık hızından daha süratli bir kültürel değişim içindeyiz. Takibi zor bir değişim. Altın günleri de bu değişimden nasibini almış görünüyor.




Dün ile bugünün karşılaştırmasını yapacak olursak :

Dün Altın gününe gelen bayan profili : Parmağında yüzükler kolunda bilezikler ... türküsündeki kadın profiliydi.
Bugün altın gününe gelen kadın profilinin parmağında en fazla alyans var. Bilezik yerine bileklik tercih edebilirler o da yeşil altın olursa..

Dün altın gününe gelen kadınların çocuklarının sayısı, onların 2 katının 5 fazlası iken
Bugün (aile planlama politikasının başarılı olması ile) katılımcıların yarısından 3 eksik..

Dün altın günü menüsü kısır, patates salatası, peynirli poğaça ve ıslak kek iken
Bugün menüde waffle, tiramisu, fondan ve daha adını söyleyemediğim bir çok ithal tatlı var.

Dün altın gününde bayanlar dantel yanında…

Acaba Distimi Mi?

"Bugünlerde sırtımda dünyayı taşıyor gibiyim. Hayat, taşınması zorunlu, çok ağır bir yük gibi. Sadece temel sorumluluklarımı yerine getirip başka şeylerle ilgilenmiyorum. Hayatımı işime adamış; eğlenceye, sosyal aktivitelere enerji ve isteğim kalmamış durumda. Çok çalışmama rağmen yetersizlik duygusu içindeyim" mi diyorsun? DİKKAT!!! İnternet araştırmasında belirtilerin Distimi hastalığını işaret ettiğini farkettim. Yani Gizli Depresyon. Bu hastalık uzun sürdüğü için kişi yaşadıklarını karakterlerinin bir parçası gibi algılıyormuş, sorunlarını bastırmaya çalışarak doktora gitme gereği görmüyormuş.
Yandaki arkadaşa bakınca kendini görüyorsun biliyorum . Ne kadar uzun zamandır bu pozisyonda bir hayat sürdürdüğünü bile unuttun. Dışarıdan iyimser, hatta pollyanna gibi görünüyorsun. Yalnız kalınca her şeyin farkına varıyorsun. Elma dersen çıkıyor armut dersen çıkmıyor. Hatta yaşıtlarından daha geç evlenmene bile sebep olan nemrut bir hastalık bu. Ben gizli depresyonumla mutluyum diyorsan…