Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Abnormal Summit - Anormal Zirve - 비정상회담 (Enes Kaya)

Çevrem tarafından, Kore dizisi izlemem konusunda yapılan yoğun psikolojik baskılara yıllarca direndim. Ve sonunda tahmin edebileceğiniz gibi beyaz bayrak kaldırmak zorunda kaldım. Yine de KoreFan'ı olmadım olamadım. İzlediğim dizilere hep " eh işte..." diyerek baktım. Nihayet dizilerden yakamı kurtardım derken daha önce de bahsettiğim talk show programına denk geldim. Ama arkadaş, program acayip sardı. Çevirilerini beklemek çok can sıkıcı bir hal aldı. Ben de Kore-Türk çeviri ekiplerine meydan okuma kararı aldım. Korkmayın, kafasından aşağı bir kova soğuk su dökmeyen nadir kişilerden olmayı hedeflediğim için protestomda farklı bir formül uygulayacağım.
Çevirisi geciken programımdan bir bölümün çevirisini kendi hayal gücümle yapıp sizin hizmetinize sunuyorum. Beğenirseniz devamı gelebilir:

Demiştim. Beğendiniz mi bilmiyorum ama devamı geldi :)












Hekim - The Physician - Medico

İbn Sina üzerinden kurgulanan bir film.
Baş roldeki arkadaş bir İngiliz. İbn Sina'nın öğrencisi olmak için az gidip uz giden çöller vadiler aşan bir yiğit o !!!
O dönemlerde ilmi faaliyetler için yapılan uzun yolculukların Müslümanlara özgü olduğunu zannediyordum. Ama "kahramanımız" da en az bir Müslüman kadar ilim aşkı ile yanıp tutuşuyor. Sonunda İbni Sina'sına da kavuşuyor. Belki inanmazsınız ne yapıp edip İbni Sina'nın yeteneklerini de aşıyor. Hatta ve hatta İbni Sina, ondan bir şeyler öğrenmeye başlıyor. Sonunda kendisi intihar ederken kitabını ona emanet ederek yanlış yerleri düzeltmesini istiyor !!!
Yok artık ya !!! (Bu ego denilen şey batılıların genlerinde var)

Film de Yahudi, Hristiyan, Zerdüşt, Şii ve Sünni Müslümanları temsil eden insancıklar vardı. Sünnileri temsilen Selçuklular Şiileri temsilen İran Şahı ve İranlılar vardı. Aslında İran Şahı'nın sadece adı Müslümandı. Her türlü ahlaksızlığa müsaade eden bir adamdı. İşte bu yüzden ilmi faaliyetlere…

Erzurum İçinde Paris ( Paris İn Erzurum )

"Önemli olan nerede olduğun değil, olduğun yeri nasıl gördüğündür."
Yıllar sonra atasözü olmasını umduğum bu cümleyi neden kurduğumu merak etmiş olabilirsin.
Seni çok fazla merakta bırakmadan mevzuya gireyim. Bugün bir derste pek kıymetli bir hocamız Paris hatıralarını anlatmış. "Paris deyip de gözünüzde büyütmeyin aynı Erzurum işte" demiş.
"Hadi canım o kadar da değil" diyecektim ki biraz düşününce vazgeçtim. Hakikaten de o kadar.
Açtım Google Görsellerden Paris fotoğraflarına şöyle bir göz attım meğer Erzurum'a ne çok benziyormuş. Boşuna memleketime "Doğunun Paris'i" demiyorlarmış.
İkbal Gürpınar bir kitabında " güzellik bakan gözdeymiş, niyetmiş her şeyi güzelleştiren" diyordu. Ben de "Bakkızım, nasıl bakarsan öyle görürsün" dedim ve başka bir gözle Erzurum'a baktım, Paris'i gördüm. Dur, sana da göstereyim haksız mıyım haklı mı sen karar ver :













Bir de sen kendi memleketine başka gözle bak bakalım ne göreceksin, ne…

초능력자 - Haunters - Medyum

O bir Güney Kore Filmi..
Aksiyon-Gerilim arası bir şey yapmaya çalışmışlar ama olmamış, yine de komedi niyetine gideri yok değil hani. Nedendir bilinmez korkunç bir tip hayal edince Korelilerin aklına renkli gözler geliyor. Burada da farklı frekansa geçiş yapan kötü adamımızın gözleri ister istemez renkleniyor. Güya insanları gözleri ile etkileyebiliyor ama ne hikmetse bunu insanlara bakmadan  da yapabiliyor. Yapsın helal olsun sonuçta bir Kore filminde böyle fantezilere her zaman yer vardır ama ya bizim Müslüman Türk'ü temsil eden Enes Hyung'a ne demeli. Koreli emniyet mensuplarının bile inanmadığı bu enteresan olaya ilk inanan Enes (Ali) oluyor. 
Bizim Ali, başroldeki Polat Alemdar'ın çakmasına :"Abi, etme eyleme böyle şeylere inanma" demiyor diyemiyor. En azından "bu, olsa olsa cinlenmiş biridir. Bir hocaya gidelim bir muska yaptıralım" filan demesi gerekmez miydi? Bence daha inandırıcı olurdu.

Aslında bu filmde Ali'nin neden olduğunu da anlamış değ…

Ah Şu Karadeniz Müziği

Nasıl bir şeydir o öyle..Ya dibine kadar coşturur ya alır seni yerin dibine vurur.  Karadeniz gibidir. Bazen uçsuz bucaksız sessiz sedasız uzanan ormanları hatırlatır bazen dedi dolu dalgaları... Canın mı sıkılıyor? Aç bir Kolbastı, Yıldız Tilbe'yi taklit et, mutlu ol. Uykun mu geldi? Ninni niyetine Selçuk Balcı dinle, huzur bul.
Şunu dinle mesela 

Veya Şunu




Yok ya, bize dıptıs dıptıs lazım Karadeniz açmaz diyorsanız. Ben o "Hadise"ye karışmam. O olayla Aşkı'nın nerede olduğunu merak edenler ilgileniyor. Lütfen hattan ayrılmayın, sizi onlara yönlendiriyorum...

Abnormal Summit - Anormal Zirve - 비정상회담

Kore de Jtbc kanalında yayınlanan bir programın adı.
Programda 11 ayrı ülke temsilcisi, bir masa başında dünya gençlerinin sıkıntılarını tartışıyor. Bir nevi Nato Zirvesi, Davos Zirvesi gibi bir şey. Fakat bu zirvede ciddi meseleler resmi bir dille ele alınmıyor. Esasında program bir eğlence programı üyeler de programın hakkını vermeye çalışıyor.


Yaptığı olağan dışı çıkışları, cesur tavırları ve farklı bakış açısı ile  "one minute" diyerek Davos zirvesine damgasını vuran ilk kişi bir Karadeniz delikanlısı idi. Davos Zirvesinde olduğu gibi bu zirvenin zirvesine de ismini yazdıran bir Türk. Bu programda da Enes Kaya adında bir Karadeniz delikanlısı var. Onun da RTE'den eksiği yok. Onun kadar cesur, kendine güvenli, doğruları söylemekten çekinmeyen biri. Her bölümde "torunuz topunuz bir, ben tek ulen" der gibi.

Bu Program beni acayip sardı. Konsepti çok beğendim. Daha 12-13 yaşlarında Siyaset Meydanı izlemekten hoşlanan, dünyanın derdi ile dertlenen ve farklılıkları …

Yedi Güzel Adam

Yıllarca solcuların gözünden izledik olan biteni.
Yenilmez kahramanlar hep solcuydu filmlerde... İçerler ama kadın dövmezlerdi. Bahse girer, zar atar, kumar oynarlardı ama kaybetmezlerdi. Dünyanın en dürüst adamlarıydı onlar... Hem, en çok onlar ezilmişlerdi. Fabrika işçisi olmaları muhtemeldi. Fakir ama gururlu adamlardı. Mutlaka evladiyelik yeşil parkaları vardı.
Sağcı denince ise akla fakir giyimli kavruk mahalle delikanlısı gelirdi. Çok agresif, asan kesen biriydi. O "Örümcek kafalı, yobaz", köyden gelmişti, İstanbul beyefendisi değildi. Beyni yıkanmıştı, yanlış yoldaydı ama bunu anlayacak şuur onda ne gezer... Bu tarz film ve dizilerde sağcılar mutlak kötüydü. İyi olma ihtimalleri yoktu olamazdı.
Var olan yanlış anlayışı yıkmak için nihayet bir adım atıldı. "Yedi Güzel Adam" diye bir dizi yapıldı. Fakat nedendir bilinmez bu dizi solcuların dizileri kadar acımazsız olamıyor, olmuyor.. Sağcılar başrol olsa da, sağcıların derdi anlatılmaya çalışılsa da solculara da toz kon…

Her şey mümkün, eğer inanırsan..

En son, Resim-İş dersinde resim yapan bir toplumuzdur biz. Üstelik yaptığımız resimler %99 aynıdır. Hepsinde bir ev vardır. Arkada hafif karlı bir dağ, uçan kuşlar, yemyeşil ağaçlar ve mavi bulutlar... Nedendir bilinmez bulutları mavi yaparız. Halbuki beyaz olmalıdırlar!!! Bu gerçeği fark ettiğimde 8 ya da 9 yaşındaydım. Kendisine acayip gıcık olduğum sınıfın en çalışkan çocuğu dalga geçerek hakikati beynime kazımıştı. "Neden olmasın" diyemedim.. Neden mavi bulut olmasın? Neden pembe ağaç olmasın ki... Olmalıydı. Bir yerlerde mutlaka böyle şeyler olmalıydı.
Bugün olmayacağına inandığımız, kabullerimizi yıkacak şeyler bir gün bir yerde mutlaka karşımıza çıkacak... Yaklaşık bir saat önce aşağıdaki meyve fotoğraflarının karşıma çıktığı gibi. Umudumu tazelediler.















Koreliler Müslüman Olmak İsterse Ne olur?

Koreseverler iyi bilir ki Korelilerin çok büyük bir kısmı Ateisttir. Bunun yanında Hristiyan, Budist çok az da Müslüman olan vardır. Peki sizce Kore kültürü en çok hangi dini kabullenmeye yatkın. Yani bir din seçecek olsalardı onlara en uygun din hangisi olurdu?

Bir Müslüman Teolog adayı olmam sebebiyle bütün insanların fıtratı gereği Müslüman olmaya daha yatkın olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle yazımda çok objektif olabileceğimi zannetmiyorum. Ama elimden geleni yapacağım.
Kore kültürüne baktığımızda "aile"ye verilen değeri görmek mümkün. Aile bağları çok kuvvetli.
Geleneklerinde büyüklere saygı ön planda. Dürüstlüğe, çalışmaya (yani helal para kazanmaya) önem veriyorlar. Evlerine asla ayakkabı ile girmiyorlar. Sabahları erken kalkmayı tercih ediyorlar. Daha güneş doğmadan uyandıklarını görmek mümkün. (sabah namazı vaktine denk geliyor )
Evlenirken ailelerinden izin alıyorlar. Evlilik dışı ilişkiyi hoş karşılamıyorlar.
Bunun yanında alkol tüketimi çok fazla. Domuz eti ve bilumum …

Asr Suresi

ASR'A YEMİN OLSUN İNSANLAR HÜSRANDADIR.
Asr, bir şeyi sıkıp suyunu çıkarmak. Araplar bu kelimeyi İkindi vakti için kullanırlar. Yani bir koca günün sıkılıp son bulduğu dakikalar için. Asr denilince Bizim aklımıza daha çok 100 yıllık zaman dilimi geliyor. Her durumda da hızlıca akıp giden ve bir gün mutlaka biten şeyler için kullanıldığı aşikar. Ey İnsan Dikkat!! Ömrün bitiyor  Bir gün senin de suyun sıkılacak yüzün, ellerin buruş buruş olacak.  O gün ne çok keşke biriktirdiğine bakacak üzüleceksin. Yalnız,  Şu 4 grup içinde olursan eğer "Üzülme!!" Diye bir ses duyacaksın. "Üzülme, Allah Bizimle beraberdir."
Bu Dört Grup :
1. İman eden 2. Salih Amel işleyen 3. Hakkı Tavsiye eden 4. Sabrı Tavsiye eden
İman edip Salih Amel işlemek işin bireysel boyutu. Bu aşamada kendini kurtaracaksın. Hakkı ve Sabrı tavsiye etme aşamasında ise "Biz"i. Yani sevdiklerini, dostlarını, aileni.. Çünkü bu sınavda bireysel başarı yeterli değil. Ekip ruhu şart.  Bu sınavda "hepimiz birimiz birim…